|
Yaşaman İçin Ölüyorum..
Bilmiyorum artık hiçbir şeyi, yaşanmışlığın tam kıyısında olup da yaşanacaklara bakıp susmak, boğazında bir sen ile değirmeni öğütüp arşınlamak.. Bilmiyorum dedim ya işte.. Bilmiyorum... Artık hiçbir şeyi bilmiyorum... Bildiğim zamanlarımın sarhoşluğu hala bedenimde, bilinmezlere gidişler kapı eşiğimde... Küçük bir merhabaya kısılıp onun ardına iteklediğimiz ama söyleyemediğimiz, haykıramadığımız, akıtamadığımız o kadar çok çığlığımızı damarlarımızda hisseder iken sadece zorunlu merhabanın istemsiz suskun cevabını verip susmak, susarak konuşmak boynu bükük yüzlerimizle içten içe... Dokunmadan ezberlediğim, görmeden içinde kaybolduğum, tutmadan aktığım "sen" ile susmak içimde yağarak nasıldır biliyor musun? Dudaklarımı kanatırcasına ısırıp "sus" olmak.. Yağmurlar senin ile ılık damlarken tenime artık çığ buzulluğunda vuruyor damarlarıma ve ben her tanesini değdiğinde sen yapıp buharlaştırıyorum soluğumda... Soluk vermek istemiyorum içimde seninle kalıp çimenlerin üzerinde ağustos böceklerini dinlemek istiyorum ama yine kanatırcasına ısırdığım dudaklarım "sus" ları iliştiriyor dolu dolu gözlerime... Bilmiyorum dedim ya hani? Bildiklerimizin çaresizliğinde ölmek var ya hani? İyi olman için ben kendimi öldürüyorum... Çünkü artık "aşk" için son nefesimi seninle vermeye yürüyorum..... yazan cahit akay.. :::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: Hazan Yaprakları Yine batıyor güneş, Nemli gözlerinin elasında. Gökkuşağı gibi bakışların, Batıyor Akdeniz'in ufkunda. Eylül sarısı saçların, Hazan yaprakları gibi, Eser kalmadı, Hazeran gülünden. Renk verir akşam güneşi, Bir zeytin ağacının başucundan. Çatlak dudaklarına nar çiçeği, Yüreğime gül kurusu hüzün düşer. Gülüşün yüreğimi ısıtsın, Bir dal kalmadı tutunacak, Sevdadan başka. Soğudu gülü tutan ellerim. yazan cahit akay :::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: GÖZLERİN Güzel gözlerini alıp karanlıklara hapsettin beni Harab ettin yalnız haylinle dönebildiğim gündüzleri Çekip gitmeden önce güneşimdi gözlerin Şimdi ise aşkın kara pençeli hasreti oldu gözlerin Sözlerin acı sözlerin paramparça tüm umutlar Ne sevgi ne aşk ne de bir tutku kaldı bir tutam Gönlüm derin uykuya çekildi hasretin son bulana kadar Hala o güzel konun var düşlerimde buram buram Bir sesler duyuyorum anlamsız yada az hatırladığım ucu bucağı belli olmayan zifiri karanlıklardan sonummu bu beni ölüme çağıran hep o gözlerin... yazan cahit akay ::::::::::::::::::::::::::::::: iyi günde kötü günde insanın yanında olabilicek sevincini üzüntüsünü paylaşabilecek gerçek dostlar bulmanız dileğiyle sevgiyle kalın allah emanet olun arkadaşlarım hayırlı akşamlar sakın gülmekten vaz geçmeyin bir gülüşünüz dünyaya bedel sevgilerimle
2 days ago
|
|
|
ali deryahanwrote:
Dumanlar içinde hasıra sarılmış gencecik bir beden...
Adı; Zübeyr bin Avvam (ra)Suçu: Müslüman olmak Yaşı: Henüz onbeş İşkence yapan: Öz bir amca Kesik kesik öksürükler içinde zulüm kokan bir ses yayılıyor etrafa. - Muhammed’in Rabbini inkar et! Seni bu işkenceden kurtarayım. Cevap bir meydan okumadır sanki:- Hayır. VALLAHi asla küfre dönmem. Bir şehâdettir bu ölümü hiçe sayan. Bu şehâdet, dumanla birlikte yükselirken semaya, ateş bir kez daha körüklenir zalimce. Bir zülümdür bu, amca merhametinin de üstünde olan.. *** İdam sehpasında bir kahraman...Adı: Hubeyb bin Adiy (ra) Suçu: Müslüman olmak ALLAH Resûl’ü Kureyşle ilgili bilgi toplamak istiyor. Âsım bin Sâbit (ra) başkanlığında on kişi toplanıyor. İçlerinde O da var. Hassan bin Sâbit (ra) şiirinde şöyle sesleniyor ona: “Ey ensarın ortasındaki şahin! Yumuşak huylulukta pırıl pırıl olan.” Asım bin Sabit ve sekiz arkadaşı yolda yüz okçunun hedefi olup, şehit oluyorlar. Hubeyb bin Adiy ve arkadaşı Mekke de esir pazarında...İntikam ateşleri içinde yanan el Haris oğulları bu isme hiç de yabancı değiller.Karar: Ateşle işkence El Haris’in kızı telaş içinde Mekke sokaklarında bağırıyor.-VALLAHi O’nu elinde büyük bir salkımdan üzüm yerken gördüm. Halbuki o zincirle bağlı hem Mekke’de bir üzüm tanesi bile yok.Her şeye rağmen gözleri önünde i’dam sehpaları hazırlanıyor Hubeyb binAdiyy’in. Mızraklar bilenmiş her şey hazır.Dilinde bir duâ: “ALLAH’ım, biz peygamberin risaletini tebliğ ettik. Bize yapılanları O’na ulaştır.”.... Ve mızraklar Hubeyb’in vücudunda.. *** Müslüman olacağını rüyasında gören bir genç...Adı: Hâlid bin Said (ra)Suçu: Müslüman olmak Ay ışığının aydınlattığı karanlık bir oda...Köşeye sinmiş, aç, susuz ve dövülerek işkence edilmiş bir beden.İşkenceyi yapan: Bir baba Üzerine kapatılan kapılar O’nu Rabbiyle baş başa bırakıyor. Şimdi ne odanın karanlığı acıtıyor içini ne de yaralarından akan kanlar. İmanın teselli etmediği yer mi var? ! Fakat bu kadar işkence kafi değil bu baba için. Mekke’nin kızgın kumlarına yatırıyor oğlunu. Yetmiyor ağır taşlar koyduruyor üzerine...Habeşli siyahi bir köle...Adı: Bilal-i Habeşi (ra) Suçu: Müslüman olmak.İşkenceyi yapan: Efendisi Umeyye bin Halef Kölesinin Müslüman olması çileden çıkartıyor o’nu:-Andolsun sen ölmedikçe yahut Muhammed’ ve onun dinini inkar etmedikçe bu azabı üstünden eksik etmeyeceğim. Ücretle tutulmuş müşrik çocukları tarafından boynundaki iple aç, susuz Mekke sokaklarında gezdiriliyor. Önce kızgın kumlara yatırılmış olacak ki, izleri hala sırtında. ALLAH ve Rasulünün aşkıyla yanan bir kalbe sahip bedeni kızgın kumlar ne kadar yakabilir ki! ? *** Urganla direğe bağlanıp bayılana kadar dövülen edep ve haya timsalidir O… Adı: Osman bin Affan (ra)Suçu: Müslüman olmak.İşkenceyi yapan: Amcası Hakem bin Ebu-l As Melekler bile haya ediyor O’dan.. *** Yeryüzünde yürüyen bir şehit...Adı: Talha bin Ubeydullah (ra) Suçu: Müslüman olmak İşkenceci: Nevfel bin Adviye İple bağlanıp işkence edilen bir sahabi de O.Ama ALLAH Rasul’ü O’ndan bahsederken “Yeryüzünde yürüyen bir şehide bakmak isteyen Talha’ya baksın” buyuruyor. *** Ve Habbab bin Eret... (ra) İşkencenin beklide en ağırı O’naydı. Efendisi Ümmü Ammar O’nu ateşe yatırır, vücudu ateşi söndürmeden kaldırmazdı. *** İşte...Bir yanda cahiliye bataklığının tam ortasında bir devir ve kalplerindeki yaratanına sığınma arzusunu kendisine bile faydası olmayan taşlarda arayan zavallı bir beşeriyet... Diğer yanda hidayet güneşinin aydınlığında asr-ı saadet denilen ve içlerinde daha dünyadayken cennetle müjdelenen nice hidayet erlerinin çıktığı bir insanlık.Peki neydi onları karanlık kuyuların güzel Yusufları yapan?Yusuf’un güzelliğine bir sebep kuyunun karanlığıydı belki de... Ya neydi onları secdelerin sultanı yapan?Sultanlığa sebep secdedeki zillet tacını giymekti belki de... Atalarının dininden ayrılıp Hak’kı dolayısıyla işkenceyi zulmü kabul ve tasdik edenler. İşte onlar... işte biz....Onların çektiklerini çekmeye hangimiz hazırız biz? ! Onlar neler çekti, biz, neler gördük?Her birimiz cahiliye kuyularında boğulmayan Yusufların aksine ahir zaman kuyularında boğulmaya talip olmuş gibiyiz! Düşünebildiği kadar insan olan insana Nebiy-yi Zişan’nın bu sözü kafi gelir herhalde: “Sizden öncekiler âhiret işlerinden arta kalan vakitlerini dünyaya harcarlardı. Sizler ise dünya işlerinden artan vakitlerinizi âhirete sarf ediyorsunuz.”İşkence edenler ve edilenler.. Dünya lezzetlerini tercih edenler ve âhireti özleyenler..Büyük bir göç var, herkes gidiyor. Zulmedenler de zulme uğrayanlar da zulme seyirci kalanlar da bu sevkiyata karşı koyamaz. Göç muhakkak. Bu göçte secdedeki zilleti tercih eden sultanların önderliğiyle ahir zaman kuyularında boğulmayan Yusuf’lar olmak duâsıyla..
Oct. 27
|
|
|
ali deryahanwrote:
Kalbinin ışığı Gecenin karanlığını bastırsın Rüyaların mutluluk yağmurlarında geçsin Gecen mutlu Kalbin huzur dolu olsun İyi akşamlar arkadaşımm...
Oct. 23
|
|
|
ali deryahanwrote:
el-Karnî Hazretlerinin Duası
-------------------------------------------------------------------------------- Üveys el-Karnî Hazretlerinin Duası Allahım! Yüce huzurunda içimi dökmeyi diliyorum; müsadeni istirham ediyor, Senin en son ve en büyük elçin Hazreti Muhammed’e ve aile efradına salât ü selam ederek başlıyorum. Rabbim, Senin yardımına müracaatta bulunuyor ve Sana tevekkül ediyorum. Ne olur, ne dünya ne de âhiret meselelerinde beni aczım, fakrım ve çaresizliğimle başbaşa bırakma! Ey buraların ve ötelerin Rahman ve Rahîm Rabbi! İşte kulluğumla kapına geldim ve huzurunda dileniyorum.. zelîlim.. esirinim.. zayıfım.. muhtacım.. iflas etmiş bir çaresizim, ey bütün kâinatı yaratıp arızasız devam ettiren Rabbim! Bahtsızım ama kapındayım ey yardım talebinde bulunanların taleplerini karşılayan Sultanlar Sultanı! Gamlıyım, kederliyim fakat kapındayım, ey tasalı gönüllerin hüznünü gideren Hilm Sahibi! İsyankarım lâkin Senin istediğin iyi ve sadık kimselerden olabilmeyi umarak kapına geldim. Geldim ve günahlarımı huzurunda ikrar ediyorum ey Erhamürrâhimîn! Hatalarımın farkında olarak kapına dayandım ey günahları mahvedip günahkar kullarını affeden Rabbim! Kusurlarımı ve affına olan ihtiyacımı huzurunda bir kez daha itiraf ediyorum ey Rabbülâlemîn! Nefsine zulmetmiş bir zavallı olarak kapının tokmağına dokunuyorum ey zulmedenlerin bile rahmetini umduğu Rabbim! Çok cürümler işledim; acınacak bir halim var. Ben de yüce divanında yere kapaklanıyor, boynumu büküyorum. Yüce Mevlâm! Merhametini esirgeme n’olur! Ben günahkarım, Sense bağışlayansın! Günahkar kulları Senden başka kim bağışlayabilir?! Mevlâm, Mevlâm! Sen yüceler yücesi yegane Rabbsın, bense zavallı bir abdim! Abdine Rabbinden başka kim merhamet edebilir?! Mevlâm, Mevlâm! Sen her şeyin sahibi olan Mâlik-i Hakîkîsin; bense Senin nihayetsiz mülkünde zavallı bir köleyim! Bir köleye onun Sahibinden başka kim şefkat gösterebilir?! Mevlâm, Yüce Mevlâm! Azîz olan Sensin, bense zelîlim. Zelîlleri düştükleri zilletten Azîz olandan başka kim çıkarabilir?! Mevlâm, Mevlâm! Gerçek güç ve kuvvetin hakikî sahibi Sensin. Bense pek zayıf ve güçsüzüm. Zayıf ve güçsüzlere, Güç ve Kuvvet Sahibinden başka kim inayet edebilir?! Mevlâm, Mevlâm! Kerem Senin şanındır; Kerîm de yalnız Sensin. Bense serseri bir zavallıyım. Düşmüşlere Kerem Sahibinden başka kim lütufta bulunabilir?! Mevlâm, Ulu Mevlâm! Rızık hazinelerinin sahibi, Rezzâk-ı Hakîkî Sensin. Bense Senin rızkına her zaman muhtacım! Beni Senden başka kim doyurabilir ve kim rızıklandırabilir?! Mevlâm, Yüce Mevlâm! Sen büyük günah irtikap edenleri bile bağışlayan affı pek bol Gaffâr u Rahîmsin. Benim gibi ömrünü isyan vadilerinde tüketmiş bir günahkarı affına hudut olmayan Senden başka kim affedebilir ki?! Ya Rabbî ve Yâ İlâhî! Nihayetsiz şefkat ve merhametin sahibi Hannân, sonsuz nimetleriyle topyekün varlığa ihsan üstüne ihsanda bulunan Mennân Sensin. Ben de aczimi, fakrımı şefaatçi kılıp kabrin zulmetinden ve darlığından rahmetinin enginliğine sığınarak el-emân, el-emân diyor, Senden eman dileniyorum. Münker ve Nekîr’in cevabı çok zor sorularına ve yürekleri hoplatan mehabetlerine karşı el-emân, el-emân! Kabrin vahşetine, presleyiciliğine ve bütün zorluklarına karşı el-emân, el-emân! Uzunluğu elli bin sene olan bir günün azabından el-emân, el-emân! Senin sıyanet buyurdukların dışında yerde ve göklerdeki herkesin korkudan yüreklerinin ağzına geleceği, Sur’un üflendiği o günün dehşetinden el-emân, el-emân! Arzın müthiş bir zelzeleyle sarsıldığı.. göklerin yazı kağıtlarının dürüldüğü gibi dürüldüğü.. yeryüzünün ve semaların alt-üst edilip başka bir âleme tebdîl edildiği.. bütün insanların kabirlerinden kalkıp Sen’in huzuruna çıkarıldıkları.. herkesin dünya hayatındayken yapıp ettiği şeylerin önüne serileceği ve kafirlerin, ‘Ah, keşke toprak olsaydım!’ diyecekleri günün ürperticiliğinden el-emân, el-emân! Malın-mülkün, evlâd ü iyâlin hiçbir fayda vermeyeceği, sadece selîm bir kalble yüce huzura gelenlerin kurtulabileceği.. arşın derinliklerinden, ‘nerede dünya hayatını isyan derelerinde, cürüm vadilerinde geçirenler? Nerede Allah’a verdikleri söze ihanet edenler ve ömrü bir kayıptan ibaret olanlar?’ diye nida edildiği günün eleminden ve ızdırabından el-emân, el-emân! Rabbim! Yüceler Yücesi Rabbim! Gizlimi de açığımı da bilen Sensin! Lütfen beni mazur gör ve tevbemi kabul buyur! Benim Senin rahmetine, merhametine, şefkatine, inayetine, sıyanetine, hıfz u riayetine ne kadar muhtaç olduğumu biliyorsun. Ne olur dileğimi yerine getir ve beni haybet ve hüsrana uğratma!. Ya Rabbelâlemîn ve Ya Erhamerrâhimîn ve Yâ Ekramelekramîn! Hadd ü hesaba gelmez günahlarımdan ve isyanlarımdan da yine Senin afv u mağfiret deryana iltica ediyor ve yine el-emân, el-emân diyorum. Bilerek ya da bilmeyerek işlediğim zulümlerden ve başkalarına verdiğim eziyetlerden dolayı da el-emân, el-emân! Konumumu, duruşumu, istikametimi koruyamayıp yaptığım yalpalar için de el-emân, el-emân! Heva ve heveslerin oyuncağı haline gelmiş nefs-i emmaremin yaptıklarından/yaptırdıklarından el-emân, el-emân! Rabbim! Merhameti sonsuz Rabbim! Onu yoldan çıkaran kirli arzulardan, mülevves düşüncelerden de ‘of!’ ediyorum! Ayaklarımın kaymasına, kalbimin kararmasına, düşüncelerimin bulanmasına karşı Senin inayet ve sıyanetini dileniyorum. Ya Rabbî! Günahlarım, cürümlerim, hatalarım olsa da ben Senin kulunum. Ey sevdiklerini Cehennem azabından koruyan Rahman ü Rahîm! Ateşe düşmekten beni de koru! Allahım! Şayet merhametinle muamelede bulunup beni affedecek olursan, o Senin şanındandır ve Sana da o yaraşır. Yok eğer azap edecek olursan ben de ona fazlasıyla layık ve müstehakım. Öyle olsam da Senin beni affedeceğine olan inancım katî, ümîdim de tamdır; zira Sen düşenlerin günahlarını bağışlama şanına en çok yaraşan yegane Zat’sın. Bu kıtmir kulunu da bağışla ey Merhametlilerin En Merhametlisi ve ey Yardım Edenlerin En Hayırlısı! Allah yeter ve O’ndan güzel vekîl de yoktur. O’nun dostluğu da bambaşka yardımı da bambaşkadır. Yüce Rabbim! İnsanların en hayırlısı olan Habîbin Hazreti Muhammed’e, âline ve ashabına salât ü selam ederek bu dileklerimi gerçekleştirmeni Senden niyaz ediyorum! Lütfen beni ulu dergahının kapısından geri boş çevirme
Oct. 20
|
|
|
ali deryahanwrote:
Allah var demek yeter mi?
Sual: Bazıları, bütün ömürlerini Allah’ın varlığını ispat etmekle geçirmekte, (Asıl maksat iman olduğuna göre, Allah’ın varlığını ispat ile uğraşmak, ibadetle, fıkıh ilmi ile meşgul olmaktan daha iyidir) diyerek, her zaman, bitkilerin, insan ve hayvanların anatomisini incelemek suretiyle imanı kuvvetlendirmek gerektiğini söylüyorlar. Allah’a inanan insan için devamlı bunlarla meşgul olmak uygun mudur? CEVAP Asla uygun değildir. Allah’a inanan kimsenin, Allah’ın sıfatlarını da bilmesi gerekir. Bilmezse veya yanlış bilirse, Allah’a inanmış sayılmaz. Allahü teâlâya sıfatları ile inanan kimsenin, kendisine gereken ibadet bilgilerini öğrenmesi farz olur. Fıkhı bırakıp da, Allah’ın varlığını ispat ile uğraşması çok yanlıştır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (İmanın sermayesi fıkıhtır.) [Deylemi] (Fıkıh ilmi her Müslümana farzdır.) [İ.Maverdi] (Dinin temel direği fıkıhtır.) [Beyheki] Fıkıh ilmi ise, nakli esas alan doğru bir ilmihâl kitabından öğrenilir. Bir Müslümanın, imanını ehl-i sünnet itikadına göre düzelttikten sonra, imanın gereği olan amellerini ilmihâle uygun yapması gerekir. Ayrıca imanını tehlikeye düşürecek iş ve sözlerden de uzak durmalıdır. Çünkü iman ne kadar kıymetli ise, zıddı olan küfür de o kadar kötüdür. İman bilgilerini anlatan kelam ilmini akıl ve nakil ile ispat edecek ve sapıklara, dinsizlere anlatacak kadar okumak farz-ı ayn olup, bundan fazlasını öğrenmek ancak din âlimlerine gerekir. Başkalarına caiz değildir. Başkaları bu ilimle meşgul olursa, bâtıl yollara kayar, zındık olur. İslam âlimleri buyuruyor ki: İlmi kelam ile uğraşıp sapıtmak yanında, büyük günah işlemek hafif kalır. Ehl-i sünnet itikadını iyi öğrenmeden önce, ilmi kelam ile uğraşmanın zararı bilinseydi, kelam ilmi ile uğraşmaktan, aslandan kaçar gibi kaçınılırdı. (İmam-ı Şafii) Kelam ilmi ile uğraşan hep şüphe içindedir. (İmam-ı Ahmed) Resulullah, Fıkhı teşvik etti. Kelamı men etti. (Hadika) Fıkhı öğrenmek her Müslümana farz-ı ayndır. (İbni Âbidin) Tasavvuf sayesinde iman sağlamlaşır, şüphe getiren tesirlerle sarsılmaz. Akıl ile, delil ve ispat ile kuvvetlendirilen iman böyle sağlam olmaz. (İmam-ı Rabbani) İman bilgilerini, ihtiyaçtan fazla öğrenmek caiz değildir, bid’atlerin yayılmasına sebep olur. (Hindiyye) İbni Sakka isimli bir âlim, her şeyi akılla ispata kalkardı. Akla çok önem verirdi. Allah’ın varlığını, birliğini 99 delil ile ispat ederdi. Zamanla aklının almadığı konular da çıktı, şüpheleri arttı, bocalamaya başladı. Nizamiyye Medresesi’nde vaaz eden Yusuf-i Hemedani hazretlerine bir şey sordu. O da (Otur, senin sözünden küfür kokusu geliyor) buyurdu. İstanbul’a elçi olarak gidince, hıristiyan oldu. Hıristiyan olduktan sonra da, 100 delil ile Allah’ın 3 olduğunu ispata kalkıştı. (F. Hadisiyye) Bir kimse, Allah’a, ahiret gününe inansa, Peygamberlerden sadece birine inanmasa kâfir olur. Çünkü Allahü teâlâ, kendisine inanmaktan başka, bütün peygamberlere inanmak gerektiğini bildirmiştir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Onlar, sana ve senden önce gönderilen kitaplara ve peygamberlere ve ahiret gününe iman ederler.) [Bekara 4] Peygamber efendimiz, Kur’an-ı kerimi açıklayarak, imanı şu şekilde tarif etmiştir: (İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe [Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai] Amentü’deki 6 esastan birini inkâr eden kâfir olur. Sadece Allah var demek kâfi değildir. Gayri Müslimlerden de Allah var diyenler çoktur. Mümin olmaları için bütün Peygamberlere inanmaları gerekir. Yahudiler ve Hıristiyanlar, Muhammed aleyhisselama inanmadıkları için kâfir oldular. Bir Müslüman da, Amentü’de bildirilen 6 esastan birini, mesela kaderi inkâr etse, kâfir olur, bütün iyi amelleri yok olur. İman esasları, Allahü teâlânın kesin emridir, olmazsa olmazlardandır. Samimi olanlar, yani akıl, ilim, insaf sahipleri için, Allahü teâlânın emrini, yani iman esaslarını kabul etmekten daha makul, bir şey yoktur. Aksi, şeytanın, cahilliğin, inadın insanı kâfirliğe götürdüğü bâtıl bir yoldur.
Oct. 13
|
|
This person's network is empty (or maybe they're keeping it private).
|